True Blood Rpg


İlk ve tek True Blood sitesi, tüm ihtişamı ve mistik çekiciliği ile sizlerle.
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Satranç Cinayetleri

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sydney Shannon Carter



Mesaj Sayısı : 1
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 11/01/13

MesajKonu: Satranç Cinayetleri   Cuma Ocak 11, 2013 9:35 pm

Sabahın altısıydı. Hava aydınlanmış ama Gary, hala uyumamıştı. Gözlerinden uyku akıyordu. Lavaboya gitti, elini yüzünü yıkadıktan sonra sıcak bir duşa girdi. Daha sonra üstünü giyinip arabasına bindi. Her sabah olduğu gibi yine işe gidiyordu. Gary, kendi halinde bir adamdı. Oldukça çalışkan ve işine bağlı biriydi. Her sabah saatinde işe giderdi. Gary'nin üç oğlu ve birde kızı vardı. Kasabadan dört kilometre uzakta bir evde kalıyordu. Şehirde seri katil dedikodular dolaşıyordu. Gary, bu yüzden evini kasabadan uzağa taşımıştı. Şuana kadar sadece bir kişi kurban edilmişti. Ama polisler bunun devamının gelebileceğinin düşüncesindeydi. Halk, endişe içerisindeydi. Polislerin dediği tek bir kelime vardı. "Sakın panik yapmayın." Koskocaman şehirde başı boş bir katil dolaşırken panik yapmamak imkansızdı. Esas olay katilin neyin peşinde olduğuydu. Polisler bir şey biliyor ama bunu hala saklıyorlardı. Otopsi sonuçlarını bekliyorlardı. Parmak izleri inceleniyor ve bir ipucu bulmaya çalışıyorlardı.

Aniden bastıran şiddetli yağmur her şeyi berbat etmek için en güzel olaydı. Buda yetmezmiş gibi arkasından da fırtına çıkınca, dışarıdaki herkes evlerine kaçışıyorlardı. Bu cinayet yüzünden karakola daha sıkı bir, Baş komiser gelecekti. Olayın bir an önce aydınlanması gerekiyordu. Çevredeki bütün karakollara haber verilmişti. Aramalar hızlandırılıyor derken ikinci bir cinayet daha meydana geldi. Baş komiser makamı bir süredir boşalmıştı. Gary vekaleten bu makamı üstlenmişti. Atamasına da kesin gözüyle bakılıyordu. Bu vekalet döneminde üstleri ile daha sıkı ilişkiler kurmuş, doğrudan asayiş toplantılarına katılır olmuştu. Gary, az sonra odasından, elinde bir telefon ile tüm karakollardan bilgi alıyordu. Karakollar hiç vakit kaybetmeden, gerekli talimatları veriyorlardı. Gary, "Bu gece, bu şehirde, polise gözükmeden tek bir kuş bile uçmayacak!" diye bağırdı. Ardından üçüncü cinayet haberi geldi.

Bu sefer çok ilginç bir durumla karşı karşıya gelmişti. Öldürülen kurbanların üstünde bir satranç taşı çizildiği fark ediliyordu. Şehirdeki hatta ülkedeki bütün karakollar harekete geçmişti. Ama elle tutulur hiç bir ipucu yoktu. Gece yarısı olmuştu. Dışarıda bütün bölgelerin devriyeleri dolaşıyordu. Her yer aranıyordu. Çocuklar üç gündür evde yalnız başlarına kalıyorlardı. Gary, arabaya bindi. Eve doğru gidiyordu. Yağmur hala yağıyordu ve yerlerde çok kaygandı. Arabanın silecekleri hiç durmadan çalışıyordu. Gary, ormanlık bir yoldan geçiyordu. Aniden karşısına garip bir şey çıkmıştı. Ani bir şekilde direksiyonu kırdı. Ayağı ile frene bastı. Ama frenler tutmuyordu. Aşağısı uçurumdu. Gary, sürekli frene basıyordu ama frenler tutmuyordu. Bir anda arabadan aşağıya atlamak geldi içinden kapıyı açtı. Arkadan gelen devriyeleri gördü. Ama daha sonra gördüğü tek şey karanlıktı. Devriyeler durdu. Uçurumdan aşağıya yuvarlanan arabaya baktılar. Yavaş yavaş yollardan aşağıya inmeye çalışan gece devriyeleri bütün ekiplere anons geçmişlerdi. Bir saat sonra asayiş, narkotik ekipleri olay yerindeydi.

"Hey Michael!" diye seslendi. Michael arkasını dönüp baktığında, sesin erkek kardeşi Mike'dan geldiğini anlayınca, sanki içinde kardeşine kötü bir şey olmuşcasına hızla döndü. "Evet" diye yanıt verdi. Yağmur hala yağıyordu. Yağmur yağdığı içinde kanıtlar gitmiş olabilirdi. Bir şeyler bulmaları gerektiğini biliyorlardı. Ve hepsi birden bunun için çalışıyorlardı. Polislerin en nefret ettikleri şey genellikle yağmur olurdu çünkü bu işlerini daha'da zorlaştırırdı. Mike, telaşlı bir ses tonuyla; "Michael, bu Baş komiser Gary çabuk buraya gel!"

Michael, arabaya doğru koştu. Eline eldivenlerini geçirdi. Üstündeki kazağı yukarı doğru sıyırdı. Mike, abisine baktı. "Ne oldu?" Michael ince bir ses tonuyla "Bir Satranç Cinayeti daha" Gece uzundu. Gary'i hastaneye götürdüler otopsi sonuçları bekleniyordu. Yağmur tekrar hızlandı. Bu sefer yağmur daha çok yağmaya başlamıştı. Michael ve Mike oldukça yorulsalarda, bulmaları gereken bir katil vardı ve bu katili bulmadan hiç bir yere gitmeyeceklerdi. Özelliklede Komiser Michael; "Hadi herkes evlerine, itiraz duymak istemiyorum." Yavaş yavaş herkes evlerine dağlıyordu. Saat neredeyse iki sularıydı. Fırtına ve şiddetli yağmur yüzünden elektrikler kesilmişti. En son cinayet Baş komiser Gary'nin öldürülmesiydi. Ardından Komiser Michael'a gelen bir telefon "Komiserim bir cinayet daha işlendi." Michael derin bir nefes aldı. Arabasının anahtarını aldığı gibi karakola gitti. Kapıdan içeriye girdi. Odasına doğru yürümeye başladı koltuğuna oturdu. İçeri erkek kardeşi Mike, girdi. "Evet Mike, kimi öldürmüşler?" Komiser Michael, bu cinayetlere o kadar çok alışmıştı ki artık yapacak bir şey, söyleyecek tek kelimesi bile yoktu. "Lauren, adında bir kadın tecavüze uğramış. Daha sonrada kolunu ve bacağına kesip kalbinden sekiz kere bıçak yarası almış." Michael, daha fazla sinirleniyordu. Komiser iyice kafayı sıyırmak üzereydi. "Bugün satranç taşı görmek duymak istemiyorum!" Mike abisine dikkatli dikkatli bakıyordu. Sanki psikolojik bir yardım görmesi gerekiyordu abisinin son zamanlarda bu cinayetler yüzünden adamın beyini iyice sulanmıştı. Yapacak hiç bir şey yoktu cinayetleri işleyen adam oldukça zeki biriydi. Ama neden Satranç taşları kendi kendine bu soruyu soruyordu sürekli. Adamın adi, aşağılık, sapık bir psikopat olduğu belliydi. "Ama satranç taşları neydi?"

Kendine bu soruyu sorar sormaz bir telefon aldı. Telefon kasabadaki karakoldan geliyordu. "Üç cinayet daha üç erkek biri yirmi yaşlarında diğeri ise on dokuz, o bürü ise on yedi yaşlarında." Mike, arabaya atlayıp hızla kasabaya doğru gidiyordu. Kendi kendine konuşuyordu. "Bu adam hem zeki hem hırslı hemde hızlı bir saat içinde 4 tane cinayet akılla hayale gelecek bir durum değil" Mike, arabasını park etti. El çantasını aldı ve arabadan indi. İçeri girdi ve komiserin odasına geçti. "Son kurbanlar kim?" Adam, Mike'a baktı baştan aşağıya süzdü. Sinirden ayaklarını yere vuruyordu. Mike, etrafına bakınıyor ve bir cevap bekliyordu. Bu sırada yağmur hala devam ediyordu. Geçecek gibi de değildi. Mike'ın içinde çok önemli bir ayrıntıyı unutmuş gibi bir his vardı. "Mike, öncelikle çok önemli bir ayrıntıyı atladığımızı söylemeliyim. Baş komiser Gary'nin öldüğünü çocuklarına söylemedik sanırım." Mike, duraksadı. Mike'ın içinde zaten sabahtan beri bir sıkıntı vardı. Ama sürekli havadan diye geçiştirip durmuştu. "Eee o zaman haber verelim." Adam, durakladı. Mike'a baktı. "Ne yazık ki çok geç, bu öğlen üç erkek çocuğu da seri katil tarafından öldürüldü." Mike, bu haberin ardından tamamen yıkılmış, ne yapacağını bilemiyordu. Bir çıkış yolu arasada, bütün yollar bir anda kapanmıştı. Katil git gide zafere ulaşıyor, halk daha çok panik oluyordu. Mike, duraksadı ve adama; "Peki ya kızı? Kızı nerede Adam, bana bunu söyle çünkü ben artık bu lanet olası işten çok sıkıldım." diye bağırmaya başladı. Gary ve Mike birbirlerinin çok yakın arkadaşıydı. "Kızı kayıp, aradık ama nerde olduğunu bulamadık. Muhtemelen oda ölmüştür." Mike, gerçekten acayip derecede sinirleniyordu. "Kızıda öldü yani?" diye kafasını salladı. "Şey muhtemelen evet efendim."



BİR AY SONRA

[size=x-small]Aradan koskocaman bir ay geçmişti. Etraf sessizdi. Katil vazgeçmişti sanırım yada yakalanmaktan korktu. Belkide oyun oynamak istemiyordu. Havalar ısınmıştı. Çocuklar, parkta oyun oynuyordu. Her şey mükemmeldi. Artık koşuşturmak yok iyi bir tatil yapmak istiyordu bütün ekipler ama Mike'ın aklında bir şey vardı. Bugün Gary'nin uçurumdan aşağıya düştüğü yere gitmek geldi birden aklına, arabaya bindi. Yavaş yavaş gidiyordu. Hiç acelesi yoktu. Gayet, sakin bir şekilde gidiyordu. Tahminen yarım saate orada olurdu. Tam o sırada Mike'ın telefonu çaldı. "Evet" arayan Mike'ın abisiydi. "Neredesin Mike?" Mike, düşünmekle meşgul idi. Söylesem mi Söylemesem mi? diye düşünürken; "Kasabadayım bir restoranda yemek yiyorum." diye cevap verdi. "Tamam işin bitince yanıma gel" dedi abisi. Mike, telefonu kapattı. Gary'nin öldüğü yere gelmişti. Etrafa bakıyordu. Ağaçların altına gölün kenarına her yere bakıyordu. Daha sonra yere baktığında bir şey fark etti. Ayak izleri, o gece yağmur yağıyor ve etrafta çamurluydu. Ayak izleri orada kurumuştu. Mike, hızlı hızlı ayak izlerini takip etmeye başladı. Yaklaşık bir saat yürüdü. Ayak izleri gitmişti. İki tane çocuk yerde yatıyordu. Mike, koşarak yanlarına gitti. Çocukların ikisininde ayakları çamur içindeydi. Birinin elinde gazlı kalem vardı. Bu Gary'nin karnına çizilmiş piyon ile aynı renkte olan bir kalemdi. Bu cinayetleri ya bu iki çocuk yaptı. Yada yapan kişiye yardım ediyorlardı. Çocukların karınlarını açtı. İkisinin karnında da At resmi var. Mike, eldivenlerini taktı. Çocuğun elindeki kalemi aldı ve koydu. Hemen eline telefonu aldı. Katil artık cinayetleri ikişer ikişer işliyordu. Katilde bu oyundan sıkılmış gözüküyordu. Hemen başladığı işi bitirmek istiyordu. Michael'ı aradı. "Michael, hemen Gary'nin öldürüldüğü yere gel çabuk!" Michael, olay yerine yakındı. Beş dakika içinde hemen yanına geldi. "Ne çabuk geldin" dedi Mike gözleri dolmuş ve kanı donmuş bir şekilde. Michael, erkek kardeşine dikkatli dikkatli bakarak hemen yanıt verdi. "Zaten buradaydım." Mike, abisine bir bakış attı. Sonra önüne döndü. Michael, takıp ediyordu Mike'yi çocukları görünce Michael, irkildi. Yanlarına gitti. Kucakladı ve arabaya kadar taşıdı. Olay yerinden ayrılırken yere düşmüş bir kağıt parçası gördü. Kağıdın üstünde yazanı okudu. H.A.S aldı. Bu bir şeyin kısaltılmasıydı. "Mike, bak sence bu ne ifade ediyor?" Mike, kağıdı eline Uzun uzun inceledi. O sırada Michael'ın telefonu çaldı. "İki cinayet daha ama bu seferki biraz farklı karınlarında, fil şekli var. Kasabanın çıkışın dayız." Mike ve Michael arabalarına atlayıp hızla kasabaya doğru ilerliyorlardı. Kasabanın çıkışı zaten onların bulundukları yere on dakika uzaklıkta idi. Arabalarını hızlıca kenara çektiler. İki kardeş aynı anda kapılarını açtılar. "Cinsiyetleri ne?" diye sordu Michael, "İki side erkek" Michael çocukların iki sinide kucakladı. Arabaya bindirdi. Kendisi de ön koltuktaki yerini almıştı. Arabayı çalıştırdı. Hastaneye doğru ilerliyordu. Mike eline telefonu aldı.

Michael, duraksadı. "İçinde ne yazıyor?" Mike, elindeki kağıda tekrar baktı. "H.A.S" dedi. "Tamam kağıdı getir." Mike, telefonu kapattı. Artık bu oyundan gerçekten çok sıkılmıştı. Ya hemen yakalayacaklardı. Ya da kurban olacaklardı. Tabi ki iki side bir ihtimaldi ama böyle uğraşmaktansa ölmeyi tercih edebilecek duruma da gelmişti Sürekli üfleyip püflüyor. Buda yetmezmiş gibi halk ayaklanmıştı. Bunda işin gücün arasında uğraşılacak başka bir iş yokmuş gibi, Mike, kağıdı abisine götürdü en sonunda "Yeter pes!" diye bağırdı. "Ben eve gidiyorum." dedi ve çıktı. Mike, eve geldiğinde ılık bir duş aldı. Duştan çıktı ve mutfağa gitti. Alttan tencereyi kaptığı gibi ocağın üstüne sertçe koydu. Makarna yapmaya karar vermişti. Çünkü bildiği başka bir şey yoktu. Sürahi deki suyu tencereye boşalttı. Ocağın altını açtı ve içeri geçti. Koltuğa oturmuş ayaklarını uzatmıştı. Elinde ise televizyon kumandası vardı. Kumandaya basmasıyla karakola gitmesi bir olmuştu. Çünkü yine iki cinayet işlenmişti. Bu sefer iki side kızdı. Karınlarına değil bacaklarına kale çizilmişti. Yerde duran kağıt parçasının içinde de bu sefer S.A.H yazıyordu. Mike, hızlı, hızlı hazırlandı. Abisinin yanına gitti. "Bu ne anlama geliyor?" Michael, zeki biriydi. Durdu düşündü. H.A.S - S.A.H bir anlam veremedi. Michael, çalışmaktan çok yorulmuştu. Artık eve gitmek istiyordu. Saat zaten üç olmuştu. İki saat uyusam yine kendimi dinç hissederim düşüncesiyle eve gitti. Michael'ın yerine Mike, kalıyordu. H.A.S ile S.A.H arasındaki çelişkiyi düşündü. Mike, başına buyruk bir insandı. Nöbetteyken bile çıkar gezer dolaşırdı. Canı çok sıkılıyordu. Zaten karakolda yeterince polis var düşüncesiyle arabasına atladı. Başı boş dolaşırken, Baş komiser Gary'nin evinden gelen bir ışık gördü. Hemen geri geri gitti. Arabayı park etti farları kapattı. Evin kapısı açıktı. Evde birileri vardı. Mike, cebindeki silahını eline aldı. Yavaş yavaş merdivenlerden yukarıya çıktı. Tam o sırada yağmur tekrar başlamıştı. Yukarıdan gelen bir ses duydu. Ses on dört yaşındaki bir kızın sesiydi. Mike hızlı hızlı yukarı çıktı. Bir kız çocuğu saçları beline kadar uzun gözleri masmavi bir kız çocuğuydu. "Hayır! Helena, sen yapmış olamazsın." Küçük kız sessizdi. Ve bu kız, Gary Stewart'ın küçük kızı Helena Andie Stewart'tı. Birden bire bağırmasıyla evin önüne yıldırım düşmesi bir oldu.



"ŞAH ve MAT"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Satranç Cinayetleri
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
True Blood Rpg :: Karakter Yaratma :: Rpg Kutusu :: Rpg Puanlama-
Buraya geçin: