True Blood Rpg


İlk ve tek True Blood sitesi, tüm ihtişamı ve mistik çekiciliği ile sizlerle.
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nerissa Lumi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nerissa Lumi
Safkan Peri
Safkan Peri


Mesaj Sayısı : 5
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 13/08/12

MesajKonu: Nerissa Lumi   Ptsi Ağus. 13, 2012 2:55 am

Yaprak kımıldamıyordu, en küçük bir fısıltı yoktu. Ağır bir güneş çökmüş, her yer adeta yanıyordu. Buğday tarlaları toz içindeydi. Yanan yağ kokusuysa durumu iyice çekilmez kılıyordu kadın için. Boynundan yavaş yavaş yol alan ter damlaları parlıyordu. Nefes alışverişleri artarken yine aynı adamı görüyordu. Bu defa daha net, daha ulaşılabilirdi. Kafasındaki tüm şüpheleri atıp koşmaya başladı hızla. Koşarken olmayan rüzgarı teninde hissediyordu. Arada birkaç adım kalmıştı şimdi. Uzansa dokunacaktı adamın pürüzsüz yüzüne. Narin dokunuşlarını ona saklamıştı. Hayatında olmasını istediği tek erkeğe. Sarı buğday tarlalarının arasında yeşil parlak gözleriyle ona bakan, esmer erkeğe, erkeğine. Adam hareketsiz dururken kadın iyice yaklaştı. Temasa bir adım daha yaklaştığında silikleşiyordu karşısındaki koyu kestane saçlarla çevrili, elmacık kemikleri dolgun, dudakları biçimli, güneş kadar parlak bir yüze sahip yakışıklı adam ve sonunda gittiğinde kadın kendisini tanıdık bir boşlukta hissetti. Her saniye karanlığa gömülüyordu. Çığlık atmak istiyor atamıyordu, nefes alamıyordu sanki, boğazını görünmez iki el sıkıyor gibi hissediyordu ve bir süre sonra hissetmemeye başladı. Bilinçsizlik denizinde yüzüyordu adeta.

Gözleri şafak henüz yeni sökerken açıldı. Sessizlik kulaklarını tırmalıyordu. Tırnaklarını yastığına geçirmiş olduğunu fark etti biraz sonra. Kıyafetleri, saçları, yüzü terden yapış yapış olmuştu. Yine aynı rüyayı görmüştü. Aynı adamı. Artık yüz hatları net bir şekilde zihninde beliriyordu ve korkuyordu. Onu istemiyordu, ondan sadece korkabilirdi, kâbuslarının asıl sebebiydi o adam. Düşünmesini engelleyecekmiş gibi kafasını salladı. Hiçbir işe yaramadığını fark edince doğruldu yataktan yavaşça. Atletik yapılı, keskin bakışlara sahipti kadın. Tuhaf bir çekiciliği vardı. Gözlerinin önüne düşen bir tutam saçı kulağının arkasına itti ve aldığı derin nefesi bıraktı. Aklındaki soruların hiçbir şekilde yanıt bulamayacak olması deliye döndürmüştü onu. Günlerdir aynı rüyayı görmesi, aynı hissi defalarca yaşaması, aynı adamı görmesi ve hala onu istiyor olması... Şu iki hafta içerisinde kendisini öldürmeyi dahi düşünmüştü. Yıllardan sonra ilk defa kiliseye gitmiş, günah çıkarmış, Tanrı'ya yalvarmıştı, bu laneti üzerinden atması için O'na dua etmişti. Peder'in ona babacan bir tavırla ve üzüntüyle söylediği önerisini bile tartmıştı, tartıyordu. Hiç alternatifi kalmazsa deneyecekti ancak. Onun dışında ağzına bile almayacaktı.

Vücudundaki ter rahatsız etmeye başlayınca kalktı yataktan. Kenarı çatlamış aynanın yanından geçip çalışma masasının üzerinde duran sürahiyi kavradı, bardağı doldururken hiç bilmediği bir şarkının melodisi çıkıyordu dudaklarının arasından. Bardağı ağzına götürürken zil çaldı aniden. Normalde korkmazdı ama şimdi ürpermesine engel olamamıştı. Bir an açıp açmamak konusunda tereddüt etti ama sonra küçük üvey kardeşinin erkenden geleceğini hatırladı. Gerilen kasları gevşeyince daha rahat hissetti kendini ve kapıyı açmaya gitti. Zaten iki oda olan evde çok fazla yol yürümesi gerekmemişti.

''...Tamam anne. Evet, bunu söylemiştin zaten...''Beth annesiyle konuşurken ablasına da içtenlikle gülümsemişti. Kapıyı ardına dek açtı kadın ve kardeşi yerdeki bavullardan birini kapıp içeri geçerken -aynı zamanda annesinin hatırlatmalarına kısa cevaplar veriyordu- Eldoris de yerdeki diğer bavulla küçük hediye paketlerini aldı ve içeri girip kapıyı kapattı. O daha kardeşi için hazırladığı odaya girmeden müzik sesi tüm evi sarmalamıştı.''Kısacak mısın şunu?!''

Zihni hala rüyasındayken kardeşinin rahat davranışları adeta batıyordu kadına. Beth'in aykırı ergen davranışlarıyla artan müzik sesiyle içindeki durgun deniz köpürmüştü. Bavulu ve hediye paketlerini fırlatıp deri ceketini kaptığı gibi çıktı evden. Kapının çarpması kulaklarında yankılanırken gözünden akan yaşlar ne kadar fazla sinirlendiğini kanıtlar nitelikteydi.

Sert rüzgâr yüzüne çarparken elleri cebinde yürüyordu. Dudaklarının arasından yine sabahki, ona huzur veren melodi çıkıyordu. Evden çok uzaklaşmamıştı. Üç blok kadar ötedeki parkın önündeydi. Gördüğü ilk banka oturup çevreyi izlemeye başladı. Günün erken saatlerinde olduklarından olsa gerek etrafta pek kimse yoktu. Eldoris, önünde uzanan çam ağaçlarını izlerken arkasında hissettiği soluk alışverişiyle nefesi kesildi. Dönüp orada kimin olduğuna bakmamak için zor tuttu kendisini ama içindeki ikinci ses dönmemesi için yalvarıyordu. Gözlerini kapattı. Sadece rüzgâr olduğunu düşündü. Sadece rüzgârdı. Sadece- Şimdi de solundan gelen derin soluk alışverişleri kadını dehşete düşürmeye yetmişti. Biraz merak, biraz korku karışımı bir duygu yoğunluyla arkasını döndüğünde hiç kimseyi görememesi karnının kasılmasına neden oldu, o acı boşluk hissine kapıldı. Ama ilk kez bunu rüyası dışında hissediyordu. İyi miydi bu kötü mü? Bilmiyordu. Bilinmezliklerden ne denli nefret ettiğini hatırladı. Çıldırmak üzereydi. Belki de çıldırmıştı bile.

Kafasını ellerinin arasına almış sakinleşmeye çalışırken bir adamın ona yaklaştığını duymadı. Parlak, kahverengiden siyaha çalan ayakkabıları görünce başını yukarı çevirdi ve şimdi biraz daha yakıcı olan güneşi kapatan adama baktı gözlerini kısarak. Adamın saçları biraz seyrelmişti, hafif bir göbeği vardı, yanakları soğuktan al al olmuş, beyaz teniyle tezat oluşturmuştu, babasından biraz daha genç olabilirdi sadece. Üzerindeki pahalı kıyafetler ve gri gözleriyle gittiği ortamda belirli bir saygınlığa ulaşabildiği belliydi. Elini uzattı özgüvenle. Konuştuğunda irkildi Eldoris. ''Ben Malcolm Yorkoff. Annenizin eski bir dostuyum. Muhtemelen benden bahsetmemiştir size. Eh, pek görüşmezdik aslında.''Konuşmasını özlem dolu bir tebessümle yarıda kesmişti. Annesinden bahsedildiğini duyunca iyice dikkat kesilen Eldoris, tanıdık olmayan birine olan yakınlığının sebebini iç sesiyle tartışacak zamanı bulamadı. Bir şeyler söylemesi gerektiğini anlayınca,''A, şey, ben- ben... Sizden bahsetmemişti, evet.''dedi. Adam karşısındakinin aptalca kelimelerine şaşırmamış hatta küçük bir harekette bile bulunmamıştı. Eldoris uzun süren bir sessizlikten sonra adamın normal insanlara göre daha uzun süren aralıklarla göz kırptığını ve bazen gözlerinin keskinlikten kurtulup hülyalı bakışlara döndüğünü fark etti. Gözlemi sırasında geçen uzun sürede de hiçbir şey olmamıştı. Sessizliklerine yaprakların hışırtılarıyla kuş sesleri.

Daha fazla dayanamayan Eldoris, nazikçe dürttü adamı. ''Bay Yorkoff, iyi- iyi misiniz acaba?''Adam derin bir uykudan uyanmış gibi silkelendi ve, ''Ah, evet, iyiyim, iyiyim, teşekkür ederim.'' dedi. ''Ne diyordum? Anneniz. Onunla pek görüşmezdik, evet ama çok yakındık, bunu içtenlikle söylebilirim sanırım. Onu kaybettiğimizi duyunca ne kadar üzüldüğümü anlatamam ama bunları konuşmaya gelmedim ben. Çok daha farklı bir konu için buradayım. Belki de son günlerde kafanızı çok fazla karıştıran bir konu.'' Eldoris'in nefesinin teklemesiyle, ''Rüyalarınız, evet, rüyalarınız.'' diye devam etti. O sırada çalan telefonu duyunca Eldoris küfür etti fısıltıyla. Arayan Beth'di. İsmini telefonun ekranında görünce akıl almaz bir şekilde hiddetlendiğini hissetti. Numarayı meşgule atıp tekrar adama döndü. Yorkoff,''Keşke açsaydınız telefonu.'' dedi. Eldoris, ''Önemli bir şey olmadığına eminim.'' derken adamın yüzüne gölgeler düşüyordu. ''Hiçbir şeyden emin olamazsınız Bayan ''Rhodanthe.'' Sesindeki pürüz dinlemeye teşvik ediyordu. Eldoris adamı duymamış gibi yapmakta zorlanarak, ''Rüyalarımdan bahsediyordunuz.''dedi. Asıl soruyu unutmuş gibi hissediyordu. Yüzündeki ifadesizliği korumaya çalışırken düşündü. Hiçbir şekilde aklına getiremeyince adama yönlerdi dikkatini tekrar. Sanki bir şeyler düşündüğünü biliyormuş da kesmek istemiyormuş gibi bekliyordu adam. Sonunda konuştu, ''Rüyalarınız muhtemelen size acı veriyordur. Ruhsal ya da fiziksel, bunu bilemem.'' dedi ve durdu. Aslında bildiğini düşündü Eldoris. Bu adam her şeyi biliyordu. Bilebilirdi. İstediği her şeyi. Biraz sonra neler olacağını dahi bilebileceği gibi bir düşünceyle sarsıldı. Kuşkuları, düşünceleri, korkuları telefonun gürültülü sesiyle yarıda kesildi. Beth arıyordu yine. Aynı hiddet dalgası içinde büyürken telefonu süs havuzuna fırlatmak geldi içinden. Yanıt vermedi. Adam bu defa emir verir bir tonla, ''Bence gerçekten açmalısınız.'' Eldoris sertçe, ''Ne yapmam gerektiğini size sormadım, soracağımı da sanmıyorum Bay Yorkoff. Yalnızca bahsetmeniz gerekenden bahsedin lütfen.'' dedi. Adam istifini bozmadı. ''Öncelikle sizden bahsetmeliyim. Umarım normal bir insan olmadığınızı anlamışsınızdır. Fakat eğer hala farkında değilseniz bilmelisiniz ki gerçekten mucizevî birisiniz. Bunda kanınızın da bi payı var tabi. Soylar önemlidir ne de olsa değil mi?'' Eldoris yanıt vermeyince adam devam etti. Adamın karşısında oturmuş, gözlerine bakarken önemli noktaları kaçırdığını hissediyordu hep. Asıl mucizevî olan oydu, kendisi değil. ''Rüyalarınızın nasıl anlamlar taşıdığını bilebilmek zor olabilir ama bir amaç uğruna gönderildikleri aşikar. Rüyalarınızdaki şeyleri yaşayacaksınız diye bir şey yok. Duygularınız birebir aynı olmak zorunda değil. Sadece kişiler değişmemeli, buna dikkat edin. Rüyanızdaki ikinci veya üçüncü kişileri hatırladığınızı varsayarak artık sokakta dolaşırken daha dikkatli olmanızı öneriyorum. Sizi nereden bulduğum veya rüyalarınızı nereden bildiğim ancak uğraşlarınızla bilebileceğiniz şeyler ve belki de asla bilemeyeceğiniz şeyler. Ben şimdi buradan uzaklaşırken görevimi tamamlamış, vicdanı rahat bir adam olarak uzaklaşacağım ve biliyorum ki siz, ben buradan gidince kendinizi daha özgür ama daha fazla kısıtlanmış hissedeceksiniz. Yeni hayatınız bugün, burada başladı Bayan Rhodanthe. İyi şanslar dilemekten fazlası gelmiyor elimden.''

Geldiği gibi sessizce gitti adam. Eldoris konuşmanın hızına yetişememiş gibi hissediyordu. Her şey çok hızlı olmuştu sanki. Adam alıştırmadan, direk konuşuyordu. Garip biriydi. Biliyordu. Bilmemesi gereken şeyleri ya da bilemeyeceği şeyleri. Geleceği görüyordu, insanları tanıyordu. Aynı adamın söylediği gibi hissetti Eldoris o gidince. Özgürdü ama kısıtlıydı. Üzerindeki sorumluluğun ağır yükü altında ezilmekten korkuyordu ama daha iyi düşünüyordu. Önemli noktalar bir bir aklına geliyordu. Nasıl olmuştu da bulabilmişti onu, takip mi ediyordu? Beth'in telefonunu açmasını neden söylemişti? Beth'i tanıyor muydu? Annesi neden ona adamdan ya da 'mucizevî' biri olduğundan bahsetmemişti? Sorular zihninde çarparken aklına en önemli soru geldi: Adam kimdi? Ne yapabiliyordu? Hülyalı bakışları geldi aklına. Rüyasındaki gözlere ne kadar çok benzediklerini hatırladı ve bedeni arzuyla dolup taştı. Saçmalıktı. Her şey koca bir saçmalıktan ibaretti. Rüya yalnızca eski dostu depresyon hallerinin belirtisi, adamsa bir kamera şakası elemanıydı. Ama bunun imkansız olduğunu kabul etti. Rüyalarını bilebilmesi bile her şeyi olması gerekenden tuhaf gösteriyordu. Yani her şey olabilirdi. Ne yazık ki.

Şarapnel parçaları gibi yağan yağmurun altında, şemsiyesiz bir adam göze çarpıyordu. İç çamaşırlarına kadar ıslanmıştı. Saçlarından su damlaları damlıyordu. Hayli dalgınlaşmıştı son günlerde. Hiçbir şeyi kafasına takmıyor, umursamıyordu. Arkadaşları neler olduğunu sordukça o iyice içine kapanıyordu. İşinden ayrılmıştı. Sevgilisini terk etmişti. Abisinin yanında kalmayı bırakmış, bir motel odasına taşınmıştı. Rüyaları işkence gibiydi. Uyumaya korkuyordu. Her gün aynı acıyı duymaktan sıkılmıştı. Rüyasındaki kadın sürekli aklına geliyordu. Keskin kahverengi gözler, gülümsemese bile dudaklarının iki yanında nöbet tutan gamzeler, biçimli vücut. Ona karşı duyduğu arzuya anlam veremiyordu. Onu sevebileceğine akıl sır erdiremiyordu. Tanımıyordu bile. Sadece rüyaydı işte. Hayatının başka bir döneminde de buna benzer rüyalar görmüştü. Hepsi geride kalacaktı. Rüyaydı işte sadece.

Kaç saattir yağmurda yürüdüğünü bilmiyordu. Artık yanından geçen insanlar gözlerini ona dikiyor, çarpmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Saçları yeni yıkanmış gibi görünüyordu. Yeşil gözleri bitkindi. Hemen altlarındaki göz torbaları, uyku, diye bağırıyorlardı sanki. Biçimli dudakları bir çizgi halinde duruyordu saatlerdir. Ayakları zor bir sınav veriyordu. Çevresindeki sesler yeni yeni anlam kazanmaya başlamıştı. Görmeye yeni başlamış gibi bakıyordu etrafa. Kırmızı paltolu bir genç kız çarptı gözüne. Siyah-beyaz fotoğrafın renkli bir parçası gibiydi. Yüzündeki masumiyet görülmeye değerdi. İki eli arasında tuttuğu kahveyi yudumlarken, adamın yeni gördüğü ve kızın hemen yanında duran en az onun kadar genç oğlana bakıp gülümsüyordu. Adamın aklına rüyasındaki kadın geldi tekrar. İçi arzuyla doldu. Yanında başka bir şey daha vardı. Şehvet belki. Belki de tutku. Yüzüne bir tebessüm yayıldı. Haftalar sonra ilk defa içtendi ve uzaklardan kulağına dek gelen müzikle huzur buluyordu.

Ne kadar ıslandığını fark etmesi daha uzun zaman aldı. Kıyafetlerinden sular akmaya başlamıştı, damlamak çok az kalıyordu şimdi. Onu bu haliyle kabul edebilecek tek bir yer biliyordu: İki sokak ötedeki geniş park. Ayakları artık yürümemek için dirense bile nihayet ulaşabildi parka. Gözüne kestirdiği ilk banka oturdu. Cadde arkasındaydı ve önü sonu gelmez bir yeşilliğe uzanıyordu. Gözlerini kapatıp sessizliğin içindeki sesleri dinlemeye çalıştı. Sincapların fındık arayışları, kuşların cıvıldaşmaları, kedilerin yağmurdan kaçışları, yaprak hışırtıları... Sonbaharı duyabildiğini hissetti ilk defa ve huzurla doldu tekrar. Aklında hala biraz önceki müzik varken açtı gözlerini ve başka bir çift gözle kesişti. Keskinliği canını yakmıştı karşısındaki gözlerin. Esmer kadın ona bakarken ağzı yarı yarıya açılmıştı. İkisinin de içlerini arzu kapladı. Titrediler. Oldukları yerde kaldılar onlara bir ömürmüş gibi gelen bir süre boyunca ve aralarındaki ağaçtan düşen sarı yaprağı izlediler soluksuz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Antoienette Véux
Medyum | Cadıların Başı
Medyum | Cadıların Başı
avatar

Mesaj Sayısı : 58
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 12/08/12

MesajKonu: Geri: Nerissa Lumi   Ptsi Ağus. 13, 2012 3:07 am

25/25 Betimleme
15/15 İmla ve Mantık Hataları
15/15 Akıcılık
18/20 Kurgu
10/10 Görünüş ve Paragraf Düzeni
15/15 Uzunluk (En az 30 satır)

Toplam 98 puan. True Blood Rpg'ye hoşgeldiniz!

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://truebloodrpg.yetkinforum.net/
 
Nerissa Lumi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
True Blood Rpg :: Karakter Yaratma :: Rpg Kutusu :: Rpg Puanlama-
Buraya geçin: