True Blood Rpg


İlk ve tek True Blood sitesi, tüm ihtişamı ve mistik çekiciliği ile sizlerle.
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 vainamoinen.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Anika Vainamoinen
Deri Yüzücü
Deri Yüzücü


Mesaj Sayısı : 3
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 13/08/12

MesajKonu: vainamoinen.   Ptsi Ağus. 13, 2012 9:02 am

    Yağmurlu bir ekim gününde bulutlara rağmen açık havada dehşet verici bir soğuk vardı. Bu durum karşısında kalın saks mavisi kabanına iyice sarıldı genç kız. Soğuk iliklerine kadar işlerken bir yandan da elindeki yol tarifine bakıyordu. Gözünün önüne düşen kan kırmızısı saçlarını bir el hamlesiyle arkasına doğru attı ve düşmek üzere olan beresini düzeltti. Görüş açısı düzeldiğinde kağıdı iyice inceledi. Orada genç kız için hiçbir şey ifade etmeyen kelimeler mevcuttu. Nereden bahsedildiğini anlamamıştı bile. Mekân yeni değişmişti ve genç kızın nereye gitmesi gerektiği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Zamanı da azalıyordu. En kaliteli malın ilk partide geldiği düşünülürse ilk bombayı kaçırmamalıydı. Üstelik her geçen saniye kriz şansı biraz daha artıyordu. Toplum içinde kriz geçirmek adeta kâbus olurdu. Kontrol edilebildiği bir mekânda veya acilen mal bulması lazımdı. Birkaç saniye daha tarife baktıktan ve bir sonuca varamadıktan sonra telefonunu çıkardı ve ona tarifi vermiş olan torbacısını aradı. Bruno ikinci çalışta açtı. "Runo." Kendine özgü telefon karşılamasını yapan torbacısı, ardından karşısındakine konuşması için boşluk bıraktı. Fırsatını bulan genç kız konuşan rolünü devraldı. "Runo, ben Shirley." Telefonun öbür ucundan şaşkınlık belirten sesler yükseliyordu. Bir süre anlam veremedi Shirley. Ardından Runo ağzından baklayı çıkardı. "Lanet olsun Shirley, hiç aramazsın sanıyordum." Bu sefer genç kız bir kahkaha attı. "Seni özlediğimden değil Runo. Mekânı bulamıyorum. Senin berbat tarifin işe yaramadı." Telefonun karşısından bir homurtu yükseldi ancak genç kız bunun ciddi olmadığının bilincindeydi. Telefondaki uzun sessizlikten sıkılmıştı ve harekete geçmesi gerektiğini düşünüyordu. "Hey! Sabaha kadar bekleyemem. Düzgün adres ver." Bu sefer aradan çok zaman geçmeden torbacı konuşmayı devraldı. "Bekle, nerdesin şimdi?" Shirley nerede olduğunu anlamak için etrafa bakındı. Bilinçsizce yürümesinin cezasını şimdi çekiyordu. Nerede olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu.

    Biraz daha bakındıktan sonra gözüne bir gece kulübü ilişti. Tabelasına baktı. 'The Passanger.' Aradığı mekanı sonunda bulmuş olmanın verdiği huzurla gülümsemekten kendini alamadı. "Tamam gerek kalmadı." Cevabı beklemeden telefonu kapattı ve gözleri ışıldayarak kulübe girdi. Yoğun bir is ve alkol kokusu sardı etrafı. Dumandan burnunun ucunu göremeyecek durumdaydı. Başta dumanın sebebini sigara ve esrar olarak tahmin etti ancak bunlar tek başına bu kadar yoğun duman yapmazlardı. Ne olabileceğini düşünürken köşelerdeki tütsüler ilişti gözlerine. Bir grup ayin yapmaya hazırlanıyordu büyük ihtimalle. Sapkın bir topluluğun kurbanı olmamak adına içerilere doğru ilerledi. Bir süre sonra karşısında duvar gibi duran bir adam gördü. Genç kız ortalamaya göre uzun sayılırdı. Bir metre yetmiş iki santimetrelik boyuna ek olarak on santimetrelik topuklu ayakkabı giymişti. Buna rağmen karşısındaki kişiye bakabilmek için kafasını göğe doğru kaldırması gerekiyordu. Tam olarak yüzünü göremediği kişinin bluzu ilişti gözüne. 'Schism' logolu bir yazının süslediği karmakarışık bir arka plan. Bu kelime Shirley'in beyninde yer etmişti çoktan. Torbacısı Runo 'Schism Lords' denilen bir örgütün varlığından bahsetmişti. Ve bu örgüt tam da mekândaki partiyi düzenleyen örgüttü.

    Karşısındaki adam en sonunda onu görmüş olacak ki gürültülü müziği bastırmak için bağırarak sordu. "Niçin buradasın?" Daha önceden hazırlıklı olmasının avantajıyla, ezberlediği parolayı fazla bağırmadan, adamın kulağına eğilerek fısıldadı. "Lordun sesiyle arınmak için buradayım." Adamın yüzünde büyük bir gülümseme belirdi. Arkasındaki kapıyı iterek açtı ve tek eliyle genç kıza yolu gösterdi. "Hayallerine hoş geldin." İçinde büyük bir heyecan ve neşeyle içeriye girdi. Gerçekten de hayallerden fırlamış gibiydi burası. Duvarlar mavi yeşil ve kırmızıyı iç içe geçirerek mükemmel bir ahenkle boyanmıştı. İç içe geçirilmiş spiraller adeta genç kızı hipnotize etmişti. Loş ortama Eric Clapton'un 'Cocaine' şarkısı eşlik ediyordu. Genç kız adeta büyülenmiş bir biçimde etrafı incelerken yavaş adımlarla yürüyordu. Bu sırada şarkı sözleri bilinçaltına işliyordu bile. If you wanna hang out. Bu hol, sanki içerde olacaklara hazırlıyordu bilinçaltını. You've gotta take her out. Hem müziğin hem de ortamın büyüsüyle kendi etrafında hafifçe sallanmaya başlamıştı Shirley. Burnunu yanan tütsünün acı kokusu doldurmuştu. Cocaine. Eric Clapton'un sesi beyninin her kıvrımına yerleşmiş bir halde holü aştı.

    Sıradaki odanın her yeri ayna kaplıydı. Ürkerek etrafına göz attı Shirley. Ancak ilk bakışta çıkış kapısı çarpmadı gözüne. Artık kendisiyle baş başaydı. Arka fonda çalan Eric Clapton, yerini AC/DC'ye bırakmıştı. Şarkı, sanki oraya gelen insanların durumunu anlatıyordu, dolaylı olarak da Shirley'i. Temkinli adımlarla bir aynaya yaklaştı. I'm on the highway to hell. Ne yaptığını bilmez halde yüzünü ellerinin arasına aldı. Yansımasına gözleri ilişti. Eski porselen beyaz yüzünü kaplayan morlukları görmek içini yaktı. Henüz on dokuzundaydı. Çok erken saplanmıştı bu dipsiz kuyuya. Parlak geleceğini yok etmişti. Okulunun mükemmel eğitimini bırakıp kendini bu batağa saplanmıştı. Şimdi onun için aydınlık bir gelecek olamazdı. Sonu büyük ihtimalle diğerleriyle aynı olacaktı. Altın vuruş. Ancak bu illetten kurtulmayı hiç düşünmemişti. O, eroinle vardı, esrarla vardı, kokainle vardı. Kendini bu maddeler olmadan düşünemiyordu. Makyajının akmasıyla yüzlerindeki morluklar git gide daha da belirgin olmuşlardı. Gözlerinin altından çenesine kadar, bütün yüzünde damarları kabarmıştı. Eski düzeyli inceliği artık anoraksıya boyutlarına ulaşmıştı. Kemikleri sayılıyordu. O, tek kelimeyle çok çirkinleşmişti.

    Ancak bunu umursayacak değildi. O sadece daha fazla mal istiyordu. Odada yirmi sekiz dakika kalmıştı. Upuzun yirmi sekiz dakika boyunca kendisine baktı. Şarkı hala aynıydı. Bittikçe aynısı tekrar çalıyordu. Sanki Shirley'in vazgeçmesi için yapılıyordu. Ancak genç kız vazgeçmek niyetinde değildi. Dayandı ve yirmi sekiz dakikanın bitiminde önünde bir kapı açıldı. Üzerinde koskocaman 'Schism Lords' damgası olan bir tişört, onun da üstünde deri bir ceket ve altında da zincirli deri pantolonu olan bir adam girdi içeri. Giyimine nazaran temiz bir yüzü vardı. Sakalları özenle tıraş edilmişti. Pürüzsüz beyaz yüzü ile eroinle uzaktan yakından alakası yok gibi görünüyordu. Yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Birkaç saniyelik sessizliği bozan da o oldu. "Ne kadar çok istediğini kanıtladın. İçerisi senin hakkın." Sözlerin tesiriyle yüzünde büyük bir gülümseme oluştu Shirley'in. Teşekkür edercesine başını eğdi. Ardından ileri doğru adımlarını yavaşça atmaya başladı. Kapıya ne kadar yaklaşırsa o kadar iyiydi. Karşısındaki adam bir şey söylemek için ağzını açtığı anda durakladı. Onların mekânında kabalık yapamazdı. "Kaç yıldır?" Sorunun tamamlanmasına gerek yoktu. Çünkü neyden bahsettiğini anlayabiliyordu genç kız. Duyup idrak etmesi biraz zaman aldı. Ancak yine de olabildiğince çabuk cevap verdi. "Beş." Karşısında duran kişi hayret edercesine dudak büzdü ve genç kızın kolundan tutup kapıya götürdü. Arka fondaki AC/DC, nakaratın son kelimelerini tekrarlıyordu. And I'm going down, all the way down.

    İçeriye şöyle bir baktı ve gördükleri konusunda hayrete düştü. Kan kırmızısı duvarlar ve ahşap zemin tezatlık oluşturmasına rağmen oldukça hoş görünüyordu. Birkaç puf koltuk dışında mobilya yoktu. Şırıngalar yerlerde yayılıydı. Shirley'den başka yedi kişi daha vardı. Büyük ihtimalle testleri geçebilen nadir kişilerdi bunlar. Ölüme umursamazca giden, zevkler uğruna hayatını sonlandırmayı göze alan bir avuç aptal denilirse daha doğru olurdu gerçi... Hepsi yarı ölü halde parkelere yığılmışlardı. Bir-iki tanesinin kollarında devasa morluklar vardı. Kangrene benziyorlardı. Canlarının çok yandığı yüzlerinden belli olsa da şırıngaları ardı ardına batırmaya devam ediyorlardı. Yakın geleceğini görmesine rağmen buna karşı çıkmak gibi bir niyeti yoktu. O anki zevkleri çok daha ağır basıyordu çünkü. Kabanını aceleyle çıkardı ve gördüğü ilk şırıngayı kaptı. Kolunda zaten belirgin olan deliklerden birine batırdı. Bastırmasıyla birlikte zevk sıvısı damarlarının içinde yol almaya başladı. Aynada gördüğü yüz sanrılar halinde karşısına çıkıyordu. Az önce yerlerde gördüğü insanların bir bir öldüğünü görüyordu hayallerinde. Hepsi gözünün önündeydi, gerçekti. Ardından mutluluk hissi başladı. Mutluluk ve ardından gelen uçma hissi. Zihni o kadar bulanmıştı ki, parlak mavi kabanını dahi gri olarak görmeye başlamıştı. Daha önce hiç hissetmediği kadar uçsuz bucaksız hissediyordu. Adeta yepyeni, bambaşka diyarlardaydı. Bedeni pisliğin ağırlığı sebebiyle yere bastırılmış durumdaydı, yer çekimine karşı koyup ayağa kalkamıyordu. Ancak ruhu özgürdü, damarlarında dolaşan bebeğin etkisiyle oradan oraya gidiyordu, bir daha bedenine geri dönmemek üzere.

    İsim farklı ancak rp bana aittir.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Antoienette Véux
Medyum | Cadıların Başı
Medyum | Cadıların Başı
avatar

Mesaj Sayısı : 58
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 12/08/12

MesajKonu: Geri: vainamoinen.   Ptsi Ağus. 13, 2012 9:04 am

25/25 Betimleme
15/15 İmla ve Mantık Hataları
14/15 Akıcılık
18/20 Kurgu
10/10 Görünüş ve Paragraf Düzeni
15/15 Uzunluk (En az 30 satır)

Toplam 97 puan. True Blood Rpg'ye hoşgeldiniz!

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://truebloodrpg.yetkinforum.net/
 
vainamoinen.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
True Blood Rpg :: Karakter Yaratma :: Rpg Kutusu :: Rpg Puanlama-
Buraya geçin: