True Blood Rpg


İlk ve tek True Blood sitesi, tüm ihtişamı ve mistik çekiciliği ile sizlerle.
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Valentina

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Valentina Io



Mesaj Sayısı : 1
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 26/08/12

MesajKonu: Valentina   Paz Ağus. 26, 2012 4:25 pm

Renk değiştirmede sorun var, denedim ama düzelmedi. Tolere edersiniz umarım :/

Günlerdir ağlayan gökyüzü, sonunda onu güldürecek bir şey bulmuş gibiydi. Kahkahası insanın gözünü alıyor, neşesini herkese bulaştırıyordu. Bu mutluluk öylesine güçlüydü ki, asık suratlılığıyla bilinen Herion Lordu bile gülümsüyordu bugün. Onu her zaman asık suratla görmeye alışmış olan Nanše, adamın bu halini yadırgar gibi olduysa da belli etmedi. İnsanlar, en azından Nanše'nin onu gülümserken gördüğünü sanıyorlar ama yanılıyorlardı. Bu sirke suratlı adam karısına dahi gülümsemezdi. Geceleri bile. Bu durumdan şikayetçi olduğu söylenemezdi Nanše’nin. Ne kadar uzak, o kadar iyi. Ama ne yazık ki işler böyle yürümüyordu. Zafer için o yaşlı herife kendinden bile yakın olmalıydı.

Nanše aklından lordun gülümsemesinin olası sebeplerini geçirip tahminlerde bulundu. En mantıklısı, Nanše'nin hafif bir üfleyişle rotasını düzelttiği ittifakın kurulmuş olma olasılığıydı. Erkenden sevinenlerden olmasa da gülümsemeden edemedi. Sonunda gemi istediği yönde ilerlemeye başlamıştı. Kocasına baktı yüzünde hala aynı gülümseyişle. Yüzündeki o çarpık gülümsemesi kendisiyle duyduğu gururu haykırıyordu dünyaya. Bu yaptığı sayesinde hiç olmadığı kadar güçlenecekti yıllar sonra ilk kez. Ne kadar da zekiydi ama! O yaşlı aptal, her şeyi kendisinin planladığını düşünüyordu. Neyse ki Nanše kibirli değildi de böyle düşünmesine hırslanmıyordu. O mutluluğuyla sarhoş oladursun, Nanše yeni ağlar örmeye hazırdı her zamanki gibi. Ama önce detayları öğrenmeliydi. Yüzüne kocasınınkine benzer bir gülümseme oturtup, yerinden kalktı ve olabildiğince ağır adımlarla kocasının ve birkaç devlet adamının olduğu tarafa yöneldi. Yanlarına ulaştığında herkese tek tek selam verdi. En sonunda bunu yapmanın güvenli olduğuna kanaat getirip lordun koluna girdi. “Lordum, gülümseyişiniz yaz güneşinden daha parlak bugün.” Dedi ve durakladı. Konuşkan elçinin, Nanše ‘nin soru sormasına fırsat bırakmadan her şeyi anlatacağını biliyordu. Elçi fazla bekletmeden Nanše ‘nin düşüncelerini doğruladı. Ada Diyarı’yla ittifak kurulmuştu. Nanše bunun olacağını zaten biliyordu, bütün hazırlıkları kendisi yapmıştı. Ama Heisus bunun kendi fikri olduğunu sanıyordu, eh o zaman övgüyü de hak ediyordu. “Lordum, bu çok güzel bir haber, stratejik zekanıza bir kez daha hayran bıraktınız bizi. Bir tek ben böyle düşünmüyorum, değil mi?” diyerek diğerlerine baktı. Onlar da coşkuyla onayladılar Nanše ‘yi. “Sanırım bu ittifak küçük bir kutlamayı hak eder? Yanlış mı düşünüyorum Lordum?” Lord onu onayladıktan sonra akşamki ziyafet için hazırlık yapması gerektiğini söyleyip oradan ayrıldı. Gün boyunca akşamki yemek için uğraştı. Kusursuz olması gerekiyordu, lord her ince ayrıntıya dikkat ederdi. Kimse onun gözünde beceriksiz olmak istemezdi. Bedeli ağır olurdu. Ayrıca lordu memnun etmek, Nanše için babasını memnun etmek demekti. Bu nedenle dikkat ediyordu her şeye. Başka hiçbir şey için değil.

Saatler sonra ziyafet bittiğinde Nanše yorgunluktan ölüyordu ama her zamanki gibi tek kelime etmeden, işlerine devam ediyordu.Toparlanma işini de kazasız belasız yönettikten sonra avluda yürüyüşe çıkan kocasının yanına gitti. Her zamanki gibi önce güvenli olup olmadığını kontrol edip öyle girdi koluna. Terslenme ihtimalini göze alamıyordu.Lord nedense sabaha göre pek bir suskundu şimdi. Küçük zaferin sarhoşluğu bu kadar çabuk bırakmıştı yerini eski haline demek. “Bugün fazla yorulmuş olmalısınız, Lordum?” Herion onu onaylayıp eski sessizliğine gömüldü.”Merakımı mazur görün Lordum, ama neden astınız yüzünüzü? Sabah ne kadar neşeliydiniz oysa. Sizi böyle mutsuz görmek beni çok üzüyor, Lordum. Sizi ben güldüremiyorum, bu beni zaten kahrediyor. Zaferiniz de mi yeterli değil sizi güldürmeye?” Lord derin bir nefes alıp durdu ve geri, kalenin kapısına doğru yürümeye başladı kolunda Nanše’yle. Odalarına varana kadar konuşmadı. En sonunda odaya girip de Nanše, kocasının kıyafetlerini çıkarıp, geceliklerini giydirene kadar. Konuşmaya başladığında, Nanše çoktan üstünü değiştirmiş, kocasına masaj yapmaya başlamıştı.

Masaj bir süre devam etti. Bittiğinde ise Lord hafifçe gerindi. ''İstersen gidip uyu, benim planlamalara devam etmem gerekiyor.'' Ne kibirle söylemişti bunu, ne sıkılmış bir tavırla. Düz bir tonda görevi olduğunu belli ederek konuşmuştu. Yaşlı adam sakallarını sıvazladıktan sonra ayağa kalktı ve yatak odasındaki bir kapıyla geçilen çalışma odasına doğru hafifçe yürümeye başladı.

Kocası çalışma odasına giderken arkasından baktı. Üç yıldır bu adamla yaşıyordu ama yeni yeni alışıyordu ona. Görevini eline yüzüne bulaştırmamak için tek şansıydı alışmak.

Ardından gitmek için biraz beklemesi gerekiyordu. Bunu yapmaya mecbur olmasa, sözünü dinler ve onsuz rahat bir uyku çekerdi ama yapmak zorundaydı. Her fırsatı değerlendirmeliydi. çekilen sandalyenin sesini duyunca ayağa kalktı ve usulca çalışma odasına yürüdü. İçeri girdiğinde Heisus masanın başında bir şeyler karalıyordu. Gidip arkasından sarıldı ve yanağına hafif bir öpücük kondurdu. Sakallarından hoşlanmıyordu. Kollarını boynundan çözmeden yanağını yanağına dayadı ve yazdıklarına baktı. Bir mektubun giriş cümlesiydi sadece. "Hımm, yeni bir müttefik mi?" diye sordu bir sonraki cümlesinin adamın şüphelerini gidereceğinden emin. Heisus kalemini bırakmadan, yüzünü onunkinden uzaklaştırıp karısına baktı. "Muhtemelen." deyip tekrar kağıda döndü. Heisus karısının, babasının oyunlarından biri olduğundan şüpheleniyordu. Üç yıldır bir ileri bir geri gitmekten ilerleyemiyorlardı bu yüzden. Ah bir güvense Nanse'ye, her şey o zaman nasıl da kolaylaşacaktı! Ama güvenmiyordu haklı olarak. 14 yaşındaki bir kız 53 yaşındaki bir lordla başka ne diye evlenirdi ki?

"Yani yakında muhtemel bir yolculuk var, öyle mi?" diye sordu sesinde hüzün. "Evet." diye cevapladı adam yine kısaca. "Yani sizden yine uzak kalacağım." dedi sesindeki hüznü yüzüne de yerleştirerek. Adam yine dönüp ona baktı. Bakışlarından bir an şaşkınlık okunduysa da eski haline dönmesi uzun sürmedi. "Henüz belli değil." deyip kağıt tomarını toplayıp çekmecesine koydu ve yavaşça masadan kalktı. Bu hareketi Nanse'ye kocasının boynundaki kollarını çözmesi için yeterli zamanı veriyordu. Bu hareket, kabul edilişin simgesiydi. Nanse halinden memnun, kocasının koluna girdi. "özür dilerim, lordum. çalışmanızı bölmek istememiştim." dedi sesinde pişmanlıkla. Normal bir zamanda cevap vermezdi Heisus. Yine böyle yapacağını düşünüp cevap beklemedi Nanse. Bu yüzden, adam konuşunca şaşırdı. "önemi yok. Aklım doğru kelimeleri bulamayacak kadar bulanıktı zaten." deyip yatağa girdi. Nanse, kendisinin yattığı tarafa sırtını dönüp gözlerini kapayan adama baktı bir süre şaşkın şaşkın. Sonra odayı aydınlatan fazla mumları söndürüp o da yatağa girdi. Bir süre ne söylemesi gerektiğini düşündü. Kocası onunla konuşmaya başladığında susmak aptallık olurdu.

Aklını karıştıranın ne olduğunu sorarsa, bir anlığına geri plana atmış olma ihtimali bulunan şüphelerini tekrar su yüzüne çıkarabilirdi. En iyisi dırdırcı kadın rolüne devam etmekti. Kendini zorlayak adamdan tarafa döndü ve arkasından sarıldı yine. Derin bir nefes aldı havadan güç almak istercesine. "Bugün eşiniz Lys'i ziyaret etmeden önce ona çiçek toplamak için çayırlara gittim. Dönerken yol kenarında yoksul bir aile dikkatimi çekti. Yırtık pırtık bir çadırda yaşayan yoksul bir aile. Ama durumlarını önemsemiyormuş gibiydiler. O kadar mutlu görünüyorlardı ki. Onları görünce ne kadar fakir olduğumu fark ettim. Her şeyi olan bir fakir. Benim ailemde sevgi denen şey yoktu. Babam her zaman kendi işleriyle uğraşır, evde olduğu zamanlar çalışma odasından çıkmazdı. Annemse bahçesindeki bitkilerin bizden daha fazla ilgiye ihtiyacı olduğunu düşünürdü. Biz de kardeşlerimle o dersten bu derse koşturur dururduk. Annem bir kez olsun saçımı okşamadı. Babam bir kez olsun içten gülümsemedi bana. Evlendiğimde bunun değişeceğini ummuştum. Beni seven bir kocam olacağını. Sonunda ait olduğumu hissettiğim bir yerim olacağını. Umutluydum. Ama olmadı. Bir şeyleri yanlış yapıyor olmalıyım. Yoksa neden sizin gibi gönlü geniş birinin sevgisine nail olamayayım?” Daha fazla söyleyecek söz bulamayınca durdu. Sonunda sözlerini daha fazla dağıtmadan konuşmayı bitirmeye karar verdi. Yoksa sonradan pişman olacağı şeyler yapacaktı. “Benim ailem sizsiniz. Ne annem var yanımda ne babam ne de kardeşlerim. Benim için tek siz varsınız. Bir tek siz önemlisiniz. Ama siz de bana sırtınızı dönüyorsunuz. Artık evim saydığım bu yerde yalnız bırakıyorsunuz. Keşke nerede yanlış yaptığımı bilseydim. Belki o zaman…” Kocasının derin bir nefes aldığını duyunca sustu. “Üzgünüm. Uzun bir gün geçirdiniz bense ne yapıyorum.” Deyip kolunun üstünde yükseldi ve şakağından öptü kocasını. “İyi geceler lordum.” Kocasından uzaklaşırken tek dileği bu uyumsuz sözlerin istediği etkiyi yapmasıydı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crystal Prévela
Safkan Peri | Peri Diyarı Kraliçesi
 Safkan Peri | Peri Diyarı Kraliçesi
avatar

Mesaj Sayısı : 268
Popülerlik : 11
Kayıt tarihi : 11/08/12

MesajKonu: Geri: Valentina   Paz Ağus. 26, 2012 4:59 pm

19/25 Betimleme
14/15 İmla ve Mantık Hataları
15/15 Akıcılık
18/20 Kurgu
10/10 Görünüş ve Paragraf Düzeni -renk sorununu yok sayıyorum.-
15/15 Uzunluk (En az 30 satır)

Toplam 91 puan. True Blood Rpg'ye Hoşgeldiniz!

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://truebloodrpg.yetkinforum.net
 
Valentina
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
True Blood Rpg :: Karakter Yaratma :: Rpg Kutusu :: Rpg Puanlama-
Buraya geçin: