True Blood Rpg


İlk ve tek True Blood sitesi, tüm ihtişamı ve mistik çekiciliği ile sizlerle.
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sensitive Emotions

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Antonio dé Logiano
Panter Adam | Hotshot Panter Evi Sahibi
Panter Adam | Hotshot Panter Evi Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 54
Popülerlik : 3
Kayıt tarihi : 13/08/12

MesajKonu: Sensitive Emotions   Ptsi Ağus. 27, 2012 5:05 pm

  • Antonio dé Logiano x Alessandra Regina Romia
    x


  • Zaman:Gece, 2 buçuk civarı.
  • Hava: bulutlu ve rüzgârlı.
  • Sıra: Antonio - Alessandra

  • Kurgu: Bir dolunay vakti tüm gecenin ırkları, karanlık ormanlara dökülmüşken enteresan bir aşkın kıvılcımları neredeyse havada görülmektedir. Antonio, Alessandra'yı izler, onu takip eder. Farklı iki türün ilk etkileşimi elektrik gibi çarpıcıdır. Bu havada, bu elektriğin gözden kaçıp gitmesi ya da bir kenarda sönmesi, imkansız olacaktır.



_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Antonio dé Logiano
Panter Adam | Hotshot Panter Evi Sahibi
Panter Adam | Hotshot Panter Evi Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 54
Popülerlik : 3
Kayıt tarihi : 13/08/12

MesajKonu: Geri: Sensitive Emotions   Ptsi Ağus. 27, 2012 5:34 pm

    Adeta yüzüne çarptığını hissedebildiği nem, belki de gelecek yağmurun belirtisiydi. Gözlerine düşen altın sarısı saçları iterek verandaya çıktı genç adam. Dolunay ormanların üstünde parıl parıl parıldıyordu, bu gece evde kalması imkansızdı. Ormana aitliğini en çok bu gece hissederdi çünkü. Üzerindeki koyu mavi tişörtü çıkarıp verandanın kapısından evin içine attı. Sanki tüm büyü değiyordu tenine, şekil değiştirmek için sabırsızlanıyordu, tüm ormanı yırtıcı bir hayvan olarak koşmak ve doğayla arasındaki tüm bağları koparmak için. Bedeni buna kendini hazırlarken hafifçe irkildiğini hissetti. Pantolonunu da çıkararak bahçeye doğru ilerledi. Evi ormanın kenarındaydı, verandadan çim zemine sadece beş basamaklık bir mesafe vardı, o mesafe de sonunda tamamen çıplak kaldığını hissedip, panter tarafını tetiklemesiyle sıfırlanmıştı. Geceye adım atmak için o beş basamağı birden atlamak en iyi yoldu. Tüm karanlığın içinde diğer panterlerden farklı olarak aldığı siyah benekli beyaz post, güçlü bir panter vücudu ve parlayan mavi gözleri vardı. Hotshot'ta geçen zamanların ardından dış görünüşünün giderek parladığını fark etmişti, o kadar insana bir hayat sunmak onu çökerteceğine güçlendirmişti sanki. Simsiyah, kum rengi, leopar postlu panterlerin arasında onların başkanlığını yaptığı açıkça belli oluyor gibiydi.

    Gecenin soğuk havasını kısık burun deliklerinden içeri çekerek son hız koşmaya başladı, bedeninden hızla sürünüp giden dallar, yapraklar ve ayaklarında hissettiği - Pati mi demeliydi? - ıslak çimler, onu rahatsız etmiyordu. Aksine, ormana daldığını bile fark etmedi, sadece tüm bedenini kaplayan huzurun ve gevşemenin farkındaydı. Tüm duyuları gereğinden fazla hassastı, ormanın bir ucundaki Bon Temps kurt adam sürüsünün partisinden gelen sesleri, öbür uçtaki şekil değiştirenleri ve kendi sürüsünün seslerini duyabiliyordu. Ve bunlardan farklı olarak geceye karışan kan emicileri. Mümkün olduğunca sessiz taraflara yöneldi. O ana kadar yaptıkları geçti kafasından. Normal biri değildi, öyle olmadığını biliyordu. Her zaman karşısındakine hissettiği duyguları bastırmıştı, pek bir şey hissetmemişti zaten, acıma, hoşgörü ve yardım etme güdüsünden başka. Koca bir panter sülalesine evini açmış ve onlara bakıyor olsa da kendini yalnız hissederdi ve bunun önüne geçebilecek bir şey yoktu, sorumlulukları baskındı, geçmişte parçalanan kalbi rafa kaldırılmıştı. Onu oradan almaya kalksa ellerine örümcek ağları ve toz yapışırdı, artık nasıl kullanacağını bile unutmuştu kalbini. Bunları düşünürken yavaşladı, ormanın içinde akan bir nehrin serin sularından içti, ardından kenarına uzandı, vahşi bedeniyle. Düşünmeye devam etti sonra. Belki o tozları gecenin ışığında yıkayabilirdi. Belki artık dolunayda yalnız kalmayabilirdi, yanına gelenlerden kaçmanın bir yolunu bulmayabilirdi, daha normal bir genç adam olmayı deneyebilirdi.

    Dört bacağı üzerinde yükselip tekrar sık ormana doğru ilerlediğinde, bir ses duydu, parıldayan gözleriyle hemen arkaya bakıp süzdü çevresini. Düşünmekten alamadığı kokuyu şimdi alıyordu, bir şekil değiştiren. Gözleri kokuyu aldığı yere doğru çevrilirken nehrin öteki tarafında çıplak bir kadın gördü. Nehrin parıltısı ya da belki ay ışığı yüzüne yansımıştı. Her neyse, güzelliği, saf ve pürüzsüz bedeniyle beraber ortadaydı ve Antonio, gözlerini ayırmadan, daha doğrusu ayıramadan onu, aslında her hattını süzdü. Daha sonra hatırlasa, bundan utanırdı. Bir an az önce düşündükleri geldi aklına. En azından şu an etkilenen benliğine fırsat tanıyamaz mıydı kalbi? Belki sadece küçük bir macera, ya da sadece bir bakış. Daha fazlasını kaldırabilir miydi, gerçekten?

    Sarı saçları omuzlarından süzülen genç kadını izledi. Siyah bir jaguara dönüştü genç kadın. Bu hâli de oldukça güzeldi, Antonio aynı jaguara birkaç kez ormanda rastladığını hatırladı ancak bir şekil değiştiren olsa anlardı. Herhalde, bu genç kadının aldığı örnek olacaktı. Daha ne yaptığını fark edemeden, ağaçların arasından ona doğru ilerlemeye başlamıştı. Kendini görüp görmediğini bilmiyordu ancak o an siyah bir panter olmadığını hatırladı. Olsa bile gözleri, kendini ele verirdi. Ne yazık ki dönüp gidememişti ve nedenini bilmiyordu. Nehrin kenarında durup ona bakmayan jaguarı süzdü gözleri, ardından jaguar arkasını dönerek ormana doğru ilerledi. Şimdi ne yapacaktı?

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Alessandra Regina Romia
Şekil Değiştiren | Hayat Kadını
 Şekil Değiştiren | Hayat Kadını
avatar

Mesaj Sayısı : 72
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 26/08/12
Yaş : 20
Nerden : Söylemem, çatlayın.

MesajKonu: Geri: Sensitive Emotions   Ptsi Ağus. 27, 2012 6:24 pm

Hafifçe aralanmış perdenin arasından sızan ay ışığı genç kadının gözlerine düşüyordu. Gece bir veya iki civarıydı. Kalın yatak örtüleri altında terlemiş, sarı saçlarını adeta ıslanmıştı. Odasından çıkmak istiyordu. Çok yoğun bir gün geçirmişti. Hayali bir evrendeymişçesine dolaşıyordu etrafta. Sahibesi çıkması için ısrar etmişti ancak o kalmayı tercih etmişti. Şimdi ise özlem duyuyordu. Berrak suya ve yeşilliklere özlem duyuyordu. Ses çıkarmamaya özen göstererek yatak örtüsünü üzerinden attı ve pencereye doğru yürüdü. Eğer oradan atlarsa kimsenin ruhu duymazdı. Üzerinde geceliğe bakarak gülümsedi. Onu kirletmek istemiyordu fakat ormana kadar çıplak bir şekilde gidemezdi. Bir kez daha düşünmeye fırsat vermeden ayaklarını pencereye dayayarak kendini aşağı bıraktı. Düşüşü kısa ve acısız olmuştu. Hızlı bir şekilde ayağa kalkarak ormana giden yolu bulmak için etrafına bakındı. Orada onun gibi milyonlarcası vardı belki de. Hissetmek için birkaç saniye boyunca olduğu yerde durdu. Nereye gitmesi gerektiğini tam olarak kavrayınca koşmaya başladı. Rüzgarı hissediyor, geçen her saniye onunla birlikte yeniden hayat buluyordu. Kısa bir süre sonra sıklaşmaya başlayan çalılara bakarak güldü. Kendini evinde hissediyordu. İçinde bir yerlerde vahşi duyguların olduğunu biliyordu.

Ormanın derinliklerine yaklaştığını hissedince durdu. Akan nehrin sesini duyabiliyordu. Beyaz, ipekten yapılmış geceliğini saklamak için uygun bir yer aramaya başladı gözleri. Bir ağaç kütüğü. Hemen ayaklarının yanında onu bekliyordu. Çıplak teninden süzülen kumaşın verdiği zevk ile titredi genç kız. Artık tamamen doğa ile iç içeydi. Şu ana dek yolu yalın ayak gelmiş olmasına rağmen sanki ilk kez toprak ile karşılaşmış gibiydi. Yavaş bir şekilde nehre doğru yürüdü. Ayın cılız ışığında bedeninin hatlarını seçebiliyordu. Suyun üzerinde çizilmiş bir portre gibiydi. Öylesine kusursuz ve saftı ki… Gözlerinin önüne düşen bir tutam sarı saçı dikkatle kulaklarının arkasına itti. Ve işte orada duruyordu. Beyaz postlu bir panter. Beğeni ile onu izliyordu. Belki de onun gibi bir şekil değiştirendi. Ancak daha farklı bir tür gibi duruyordu. Belki de bir panter adam? Mümkün olabilirdi. Onu gördüğünü fark etmemişti henüz. Belki de bir kez olsun şansını denemeliydi. Son bir kez daha sudaki yansımasına bakarak gözlerini kırptı. Postunu hissedebiliyordu artık. Yumuşak patilerini, dikilmiş kulaklarını ve bembeyaz, sivri dişlerini hissedebiliyordu. Yansımasına selam verir gibi boynunu hafifçe eğdi ve arkasını dönerek oradan uzaklaştı.

Peşinden geleceğini umuyordu. Onun nasıl bir insan olduğunu görememişti ancak merak ediyordu. Tüm olay da bu değil miydi zaten? Merak. İnsanın başını çeşitli dertlere sokmasını sağlayan merak. Nasıl bir görüntü ile karşılaşacağını bilmiyordu. Belki de onu öldürmek için tutulmuş biriydi. Veya sadece görünüşünden etkilenmiş. Her iki durumda da gerçeği öğrenmesi gerekiyordu. Nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışarak biraz daha hızlandı. Kendisinin dışında bir başka hayvanın daha seslerini duyabiliyordu. Bu, o olmalıydı. Dalları ile neredeyse tüm gökyüzünü kaplayan bir ağacın altına gelene dek koştu. Sonra ise… Sadece durdu. Eğer onu tekrar görmek istiyorsa bir şekilde yanına gelmeliydi. Geçen birkaç huzursuz saniyenin ardından küçük bir dalın kırılışını duydu. Sakin bir şekilde o yöne doğru baktı. İşte oradaydı. Onu bekliyordu.

Bilinmezliğin verdiği zevk, dört bir yanını sarmıştı. Onu görmek, sesini duymak istiyordu. Çekinerek de olsa ona doğru küçük bir adım attı. Tepki göstermemişti. En az onun kadar karışıktı kafası demek. Ne yapacağını bilemiyordu. Hemen o an kaçsa mı, yoksa ona biraz daha mı yaklaşsa karar veremiyordu. Sonunda korkusu, merakı karşısında yenildi. Ona doğru biraz daha yaklaştı. Bu sefer abartmıştı sanırsa. Karşısındaki tehditkar bir ifade ile uzaklaşmıştı. Başka şansının kalmadığı hissediyordu. Gözlerini kapatarak yeniden bir insan olmanın verdiği duyguyu tattı. Bu sefer ona yaklaşmak daha kolay olacaktı. Böyle güçsüz bir vücut ile ona zarar veremezdi.


_________________
Çok...azgınım...:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Antonio dé Logiano
Panter Adam | Hotshot Panter Evi Sahibi
Panter Adam | Hotshot Panter Evi Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 54
Popülerlik : 3
Kayıt tarihi : 13/08/12

MesajKonu: Geri: Sensitive Emotions   Salı Ağus. 28, 2012 6:53 am

    Genç kadın jaguar formunda uzaklaşırken ne yapacağını bilemedi bir an. Ama o giderek hızlanıyordu. Güçlenen güdüleriyle önce yavaşça, sonra koşarak arkasından gitti onun. Orman yine sıklaştı, nefes alışı hızlandı, beyaz, güçlü çenesi hafifçe açıldı genç adamın. İnsan şeklinden kalma bir alışkanlıktı. Rüzgârın tenini okşadığını hissediyordu, istese O'nun yanına gelecek hatta geçecek şekilde hızlanabilirdi, bu kendi ırkının verdiği bir özellikti ama yapmadı. Hala tereddütteydi. Hala fark edilip edilmediğinin farkında değildi ama; fark edilmiş olmalıydı, bir jaguar arkasından koşan bir panterin sesini gözden kaçıramazdı. Hem onu irkiltip bir kuşa falan dönüşmesini istemezdi. Bu nedenle o, tüm havayı kaplayacak yüzyıllık bir ağacın altındaki boş alanda durduğunda, ormanın kıyısında bekledi. Tereddütle bir adım attı, o da bir dala denk geldi. Dalın patisinin altında kırılışını duyduğunda, bir insan halinde olsaydı söveceği kesindi. Jaguar yavaşça o yöne döndü, mükemmel gözleriyle. Artık onun farkında olduğunu tamamen anlamıştı Antonio. Koşmaktan hızlanan nefesi bir türlü yavaşlamak bilmiyordu, neden toparlanamadığını merak etti bir an. Yaşlanıyor muydu? Parlayan gözlerini jaguara dikmiş bunları düşünürken, o Antonio'ya bir adım yaklaştı. Genç adam içinde çekilmek için bir istek duyarken panter kalbinin atışlarının hızlandığını hissetti. Hey, ne kadar saçma! Bedeninin verdiği bu ilginç tepkiyi garipsemişti. Jaguar ona biraz daha yaklaşırken artık kalp atışını yok sayamayacaktı. Gözlerini kısarak uzaklaştı. Burada olmaması gerekiyordu. Burada olması, büyük bir hataydı.

    Ancak genç kadın, bir anda insana dönüşerek ona baktı. Ay ışığında parlayan vücudu ve güzelliğiyle ona doğru bir adım atarken Antonio şaşkınlıktan hiçbir tepki veremese de, bir süre sonra azı dişlerini gösterip başını öne uzatarak bir köpek gibi hırladı. Genç kadın durdu, Antonio da. Sonra yaptığı saçmalıklar dizisine baktı. Nedenini görebiliyordu aslında, ona yaklaşırsa o genç kadına zarar verebilirdi, uyarmak istemişti. Ama eğer bunu yapmak istemiyorsa kendi haline dönüşmesi şarttı. Bu biraz cesaret gerektirdiği gibi, fikri irkilmeye yol açtı vücudunda, biraz utançla beraber. Utanç. Uzun zamandır bir kadının önünde çıplak düşünmemişti ki kendini. Bir panter olarak kalmayı tercih ederdi, bu tamamen doğayla ilgiliydi ancak, geri dönüp gitmeyecekse de başka şansı olmadığını biliyordu.

    Boyunun uzadığın hissetti, patilerinin ellere ve ayaklara dönüştüğünü,başındaki tüylerin uzayıp, altın sarısına dönüşüp, insan alnının üzerine karmakarışık halde döküldüğünü hissetti. Hala geceyi delerek parladığını bildiği gözlerle genç kadının gözlerine baktığında onun irkildiğini hissetti. Gözlerinin bir süre sonra o parlaklığını yitireceğini bildiğinden biraz bekleyip genç kadına yaklaştı. Bu panter ve kurt adamlara özgü bir şeydi, gözlerin parlaması. Ne yaptığının farkında olmadan, dolgun dudakları, mavi gözleri, dalgalı sarı saçları ve mükemmel bedeniyle dikkatini çeken kadına odaklandı, utanç duygusunu bastırmaya çalışarak. Yanaklarının pembeleşmesinin, ay ışığında görünmeyeceğini umut etti. Aralarında mesafe kalmamıştı artık, Antonio kadının genç yüzüne düşen sarı bir perçem tutamını nazikçe geriye atıp onun yüzüne baktı. Ne söyleyeceği hakkında hiçbir fikri yoktu ama genç kadının güzelliğiyle yükselen cesareti onun yerine karar verdi.

    Dudaklarını kadının yumuşak ve tatlı dudaklarına bastırdı. Onun mükemmel kokusunun dönüşmenin de etkisiyle, tüm hızıyla burnuna dolduğunu hissetti. Neredeyse tatlı bir melodi duyacaktı yanı başında. Dudaklarını hafifçe aralayarak genç kadının alt dudağını hapsetti, tadına baktı, vücudu garip bir şekilde irkildi. Sanki sevdiği her şeyin tadıydı, sağ elini genç kadının saçlarına götürüp onu kendine yapıştırdı, nane ve çileğin birleşmiş tadı, uzaklarda çocukluğunu, gençliğini, ilk aşkını anımsatan bir tada dönüştü. Acısını hissettiğinde geri çekildi, gözlerini aniden açarak. Nefes almakta güçlük çekip az önce yaptığı şeye inanamayarak, genç kadına baktı. Yüzü hayal gücünün etkisiyle değişti, sarı saçları, omuz boyunda kısaldı, gözleri yeşile dönüşüp yuvarlaklaştı, dudakları hafifçe sönerek daraldı. İsmini ağzından kaçırmamak için kendini zor tuttu. Şok olmuş bir şekilde başını hareket ettirip tekrar ona odaklandığında, geriye sadece o mükemmel genç kadın kalmıştı. Hayalinde kurduğu, on yedi yaşında ölünce hayata küstüğü Freja değil.

    Derin bir nefes alarak bu küçük halüsinasyonun etkisinden kurtulduğunda kalbinin yıllardır hissetmediği o duyguyu hissettiğini ve belki bu yüzden bunu ilk hissettiği kadını gözünün önüne getirdiğini düşündü. Aşk, şehvet, büyü... Bir şey söylemesi gerektiğinde, söylediğinin hemen ardından salaklığına sırıtarak güldüğü tek kelime çıktı ağzından.

    " Merhaba. "

    Bu kadını daha az önce tutkuyla öpmüştü ve şimdi bunu söylüyordu. Yanakları hafif gamzelerini ve beyaz dişlerini görecek şekilde açıldı ve biraz da özür diler gibi, mahcup bir tavırla baktı genç kadına.



_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Alessandra Regina Romia
Şekil Değiştiren | Hayat Kadını
 Şekil Değiştiren | Hayat Kadını
avatar

Mesaj Sayısı : 72
Popülerlik : 0
Kayıt tarihi : 26/08/12
Yaş : 20
Nerden : Söylemem, çatlayın.

MesajKonu: Geri: Sensitive Emotions   Perş. Ağus. 30, 2012 9:16 am

Sonunda vazgeçeceğini biliyordu. Beyaz postunun yerini alan pürüzsüz derisini beğeniyle süzdü genç kadın. Dudaklarında oluşan belli belirsiz gülümseme olacakların habercisiydi. Genç adamın onunkine benzeyen gür, altın sarısı saçları düzensiz bir şekilde dağılmıştı. Ona doğru yaklaştığını görünce kalbi delicesine çarpmaya başladı. Neden böyle olduğunu anlayamıyordu. Tüm günleri neredeyse bu şekilde geçmesine rağmen farkı hissedebiliyordu bu sefer. Bu sefer gerçekten de istiyordu. Gözlerindeki parıltıyı görebiliyordu. Bunun neden kaynaklandığını bilmiyordu. Fakat zihninde beliren anıları onu huzursuz ediyordu. Kısa bir süre sonra yok olmasına rağmen böyle bir şeyi başka nerede gördüğünü hatırlamayı umuyordu. Bu düşünceler içindeyken ona doğru yaklaştığını fark edememişti. Utanmış gibi gözüküyordu. Yanakları hafifçe pembeleşmişti. Her ne kadar ay ışığı altında görülmesi oldukça zor olsa da Alessandra anlamıştı. Ona biraz daha yaklaştı. Artık tenini, kendininkinin üzerinde hissedebiliyordu. Gözlerinin üzerine düşen bir tutam saçı, sevgi dolu bir şekilde kulaklarının arkasına doğru itti. Gözlerinin kapatarak anın tadını çıkarmaya çalıştı. Dudaklarına değen dudakları hissetmesi uzun sürmedi. İçine dolan duygu tarif edilemezdi. Sanki bir anda tüm dünya kararmış, sadece ikisi kalmıştı.

İşte o an, o gözleri nerede gördüğünü hatırladı genç kadın. Annesi… Şöminede yanmakta olan ateşi, yaydığı sıcaklığı neredeyse şimdi bile hissedebiliyordu. Boğazından aşağı doğru süzülen ılık sütü, kurabiyelerin kokusunu duyumsayabiliyordu. Dudaklarında hüzünlü bir gülümseme vardı. Annesi hemen yanında duran sandalyede uyuyordu. Elindeki kitabın sayfalarına dökülmüş gözyaşları hala belirgindi. Oturduğu yerden kalkıp annesinin elindeki kitabı küçük çekmecelerden birine yerleştirdi. Ardından pencerenin yanına doğru giderek dışarıyı seyretmeye başladı. Yağan kar, tüm ormanın üzerini bir örtü gibi kaplamıştı. Babasının gitmesinin üzerinden ne kadar zaman geçmişti? Bir ay? Belki de iki? Tam olarak hatırlayamıyordu. Emin olduğu tek şey annesinin durumuydu. Aniden ormandan duyulan uluma sesleri ile gözleri açıldı genç kızın. “Anne! Anne! Geldiler, anne!” Annesinin ağzından dökülen sözcükler anlamsızdı. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Korkmuştu. Kızının buradan hemen gitmesi için kapıyı gösteriyordu. O ise annesinin kolundan tutarak yerinden kaldırmaya çalışıyordu. Gözlerinden damlayan yaşlar yüzünden önünü bile göremiyordu. Onu burada yalnız bırakamazdı. Sahip olduğu her şeyi annesiydi. Onu da kaybederse dünya üzerinde güvenebileceği, ailesi sayabileceği kimsesi kalmayacaktı. “Hadi seni uyuşuk şey, kalk yerinden!” Umutsuz çığlıklarının arasında bu sözleri zorla duyulmuştu. “Beni bırakamazsın…” Derin bir nefes alarak devam etti. “Beni tek başıma bırakamazsın…” Annesi tepkisizdi. Eve doğru yaklaştıklarını biliyordu. Kaçmaya çalışmak, bu dakikadan sonra sadece intihar olurdu. Aceleyle birkaç adımlık mesafede olan küçük fakat sığabileceği kadar geniş olan dolabın içine girdi. Reçinenin rahatsız edici kokusu burnuna dolmuştu. Dolabın kapılarını kapatarak beklemeye başladı. Her şey birkaç saniye içinde olmuştu. Gelmişlerdi. Annesinin çığlıklarını duyuyor, fakat yerinden kıpırdayamıyordu.

Sesler dinince, bir anlık cesaret ile kapıyı hafifçe araladı. Şöminedeki ateş sönmüştü. Karanlığı delip geçen bir çift göz ile baş başa buldu kendini. Ona bakıyor, hemen orada parçalara ayırarak kendine ziyafet çekip çekemeyeceğini hesaplıyordu. Dışarıdan duyulan uluma sesleri ile irkildi. Bu seferlik hayatta bırakacaktı onu. Arkasını dönerek koşmaya başladı. Küçük odanın ortasında tek başına kalmıştı genç kız. O an bilmiyordu fakat tüm hayatı değişecekti. Dünyanın ikiye ayrıldığını fark etmişti. Avcılar ve onların avları. Kurtlar ve kuzular. Bundan sonra bir av olmayacaktı. Yere devrilen çekmeceden bir kutu kibrit çıkarttı. Titrek ateşin altında duvarlara sıçrayan kanı görebiliyordu. Annesinden kalanlara baktı. Onu neden hayatta bırakmışlardı? Dolabın içine saklanmıştı. Kalp atışlarını, kanının damarlarında dolaşmasını duymuş olmalıydılar. Annesi her zaman babasının farklı olduğunu söylerdi. Yoksa… Düşünceleri aklından çıkarmak için gözlerini kırptı. Yanına alacak hiçbir eşyası yoktu. Şehre doğru yürürken arkasında duran eve son bir kez bakarak gülümsedi. Kendini özgür hissediyordu. Yalnız ve özgür.

Dudaklarındaki büyü kaybolmuştu. Tekrar şimdiki zamana döndüğü için mutluydu. Anılarını tekrar düşünmek, yaşadığı duygu karmaşasını yeniden hissetmek… Sadece acı vermişti. Karşısındakinin gülümseyerek ona baktığını gördü. Yüzüne beceriksiz bir gülümseme yerleştirmeye çalıştıysa da başaramadı. Annesini öldüren ırktandı. Ona karşı besleyeceği şey sadece nefret olmalıydı. Ancak kalbinin derinliklerinden bir ses ‘aşk’ diyordu. ‘Aşık oldun’

“Merhaba.” Sesi tatlı, sakin ve huzurluydu. Sanki şu ana dek duyduğu en güven verici sesti. Yanaklarından süzülen yaşları hissetti. Ne yapacağını bilmiyordu. Gülümsemeyi denedi. Fakat yapamadığının farkındaydı. Ona saldırsa mı, yoksa dönüp kaçsa mı bilemiyordu. Kalbi, duygularını güçlendirirken, beyni, onları engellemeye çalışıyordu. Ağlamasına şaşırmamak gerekiyordu aslında. Tam bir duygu karmaşası yaşıyordu.

“İyi misin?"Başını sallayarak durumunu belirtmeye çalıştı. İnanamıyordu, hayatında ilk defa bu duygular içerisindeydi ve delirmiş bir kadın gibi davranıyordu. Alessandra’yı hemen orada bırakıp gitmeyeceğinden emin olmak için kolları ile onu sıkıca sardı. Daha adını bile bilmiyordu. Fakat onu bırakmasını istemiyordu. Hep yanında olsun, onu korusun istiyordu.“Alessandra…” diye fısıldadı kulağına. Ne yapacağını şaşırmış gibi duruyordu genç adam. Belki de gerçekten kızlar, karmaşık varlıklardı. Neler istediğini kendisi bile bilmiyordu. "Antonio" dedi küçük bir tereddütten sonra. Hala ona zarar vermeye çalışan biri gibi görüyordu Alessandra'yı. Haksız da sayılmazdı.

Alessandra; #ffe4b5

_________________
Çok...azgınım...:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sensitive Emotions
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
True Blood Rpg :: Bon Temps :: Ormanlar-
Buraya geçin: